• Ersin Topcu
      Ersin Topcu

      Dijital Tehditin Gölgesinde Türkiye

      Yayınlanma: 02 Ocak 2026

      Siber saldırılar artık teknik bir sorun değil, toplumsal bir kırılganlık alanı

      Bir süredir farkında olarak ya da olmayarak dijital bir kuşatma altındayız. Günlük hayatın neredeyse tamamı çevrim içi sistemler üzerinden ilerlerken, bu görünmez altyapının ne kadar kırılgan olduğunu her geçen gün biraz daha net görüyoruz. Türkiye’de son yıllarda artan siber saldırılar, artık münferit vakalar olmaktan çıkmış durumda; sistematik, organize ve çoğu zaman küresel boyutlu bir tehditten söz ediyoruz.

      Siber saldırılar hâlâ çoğu kişi için “uzak” bir mesele gibi algılanıyor. Oysa gerçek tam tersi. Bankacılık işlemlerinden sağlık kayıtlarına, medya altyapısından belediye hizmetlerine kadar uzanan geniş bir alan, dijital güvenliğe doğrudan bağlı. Bir sistemin kısa süreli çökmesi bile sadece teknik bir aksaklık değil; güven kaybı, hizmet kesintisi ve ekonomik zarar anlamına geliyor.

      Hedef Artık Sadece Büyük Kurumlar Değil

      Uzun süre boyunca siber saldırıların yalnızca bankalar, savunma sanayii ya da büyük devlet kurumlarını hedef aldığı düşünüldü. Ancak bugün tablo çok daha farklı. Meslek örgütleri, medya kuruluşları, eğitim kurumları ve orta ölçekli şirketler de aynı risk havuzunun içinde. Üstelik saldırıların önemli bir bölümü, karmaşık yazılımlardan ziyade insan hatası üzerinden gerçekleşiyor: sahte e-postalar, yanlış tıklamalar, zayıf parolalar…

      Bu durum, meselenin sadece teknik altyapı değil, dijital kültür ve bilinç sorunu olduğunu da açıkça gösteriyor.

      Yapay Zekâ ile Gelen Yeni Dönem

      Son yıllarda saldırı yöntemlerinin daha sofistike hâle gelmesinin en önemli nedeni yapay zekâ. Sahte içerikler artık daha ikna edici, oltalama girişimleri daha kişisel, kimlik taklitleri neredeyse ayırt edilemez düzeyde. Klasik güvenlik önlemleri bu hız ve çeşitlilik karşısında çoğu zaman yetersiz kalıyor.

      Bu noktada kritik soru şu: Savunma reflekslerimiz saldırı teknolojileriyle aynı hızda gelişiyor mu?

      Hukuk, Güvenlik ve Özgürlük Dengesi

      Devletin siber tehditlere karşı yasal ve kurumsal refleksler geliştirmesi kaçınılmaz. Ancak güvenlik gerekçesiyle atılan her adım, bireysel haklar ve dijital özgürlükler açısından da dikkatle tartışılmalı. Siber güvenlik politikaları, sadece cezai yaptırımlar üzerinden değil; şeffaflık, denetim ve toplumsal uzlaşı temelinde şekillenmeli.

      Aksi hâlde güvenlik adına oluşturulan mekanizmalar, yeni kırılganlık alanları üretme riski taşır.

      Asıl Zayıf Halka: İnsan Faktörü

      Bütün teknik yatırımlara rağmen, siber saldırıların en zayıf noktası hâlâ insan. Dijital okuryazarlık, kişisel veri bilinci ve temel güvenlik alışkanlıkları yaygınlaşmadıkça, en gelişmiş sistemler bile savunmasız kalabiliyor. Bu nedenle siber güvenlik, yalnızca uzmanların değil, toplumun tamamının gündemi olmak zorunda.

      Sonuç Yerine

      Siber saldırılar artık ne geleceğin ne de sadece teknoloji dünyasının meselesi. Bugünün, hatta gündelik hayatın bir parçası. Ekonomik istikrarı, kamu hizmetlerini, bireysel mahremiyeti ve toplumsal güveni doğrudan etkileyen bir alanla karşı karşıyayız.

      Dijital sınırların olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu nedenle dijital güvenlik de salt teknik bir yatırım değil; stratejik, toplumsal ve uzun vadeli bir tercih olarak ele alınmalı.

      Sessiz gibi görünen bu tehdit, aslında en gürültülü uyarıyı yapıyor. Duymak isteyene…

      Yorum Yazın