Küçük bir dükkan, sahibi tanıdık. Yolda arabayla geçsen belki fark etmezsin ama yürüyerek oralarda geçiyorsan ve biraz da dikkatliysen tabelasını mutlaka görürsün. Alvin Perde… Hem perde dikip hem de satılan bir yer burası. Ben de arada uğrarım, yolum düşmese bile. Her zaman perde almak için değil koyu demlenmiş bir çay içmek ve hoş bir sohbete dahil olmak için. Her esnaf dükkanı benim için bir okul, sahipleri de birer öğretmen. Tabi her öğretmen iyi değildir kötüsüne de denk gelmek mümkün. O zaman bir büyüğümüzün dediği gibi öğretmeni değil dersi dinlemek gerekir. Alvin Perde de benim için mühim bir okul, öğretmeni tanıdık. Bir hoş geldin der güler yüzle. Elindeki işi bırakmadan, sohbeti bölmeden içeriye buyur eder. Çayı hep hazır, koyu içtiğimi bilir, koyu bir çay doldurur. Şanslıysam hanımın yaptığı kurabiyelerden tabi kaldıysa onu da yanına koyar. Yoksa kıtlama şekere kanaat ederiz.
Hal hatır sorar, çocukları sorar, özellikle Fatih’i, hanımla aramı sorar, işleri sorar, borçları sorar, tansiyonumu da sorar, yıllardır beklediğim haccı da sorar. Sonra sıra bana gelir ben de hal hatır, sağlık sıhhat derken asıl meseleye gelirim. Anlat derim ne yaşadın, ne gördün, ne düşünüyorsun, ne çıkardın? Sahibini tanırım bir hayli cömerttir ne varsa koyar önüme hikayelerinden mahrum bırakmaz beni. İşini de aksatmaz anlatırken dikim yapar.
Ahmet abi bak bu dün gelen müşterinin perdesi. Sessiz, sakin, huzurlu bir hanımefendiydi. Telaşı az, gözü tok biriydi. Perdeyi elime aldığım gibi hızlıca kestim, milimetre yamuk gitmedi. Dikişler de öyle muntazam gözüküyorlar.
O ara perdeyi bana gösteriyor, gerçekten de güzel dikilmiş. Tekrar devam ediyor,
Ben güzel dikiyorum diye değil ya da perdenin malı iyi de değil o hanımefendinin halinden kaynaklanıyordu.
Tecrübe ile sabit midir?
Sabit abi tabi sabit. Geçenlerde bir adam geldi. Görsen nasıl pimpirikli, elinde gelse perdeyi dikerken başımda bekleyecek. Neyse ki bir yerden sonra kalkıp gitti ama tüm evhamını da üzerime bıraktı. Abi görmen lazım o taraftan çekiyorum olmuyor, bu taraftan çekiyorum olmuyor. Zor bela kesiyorum. Dikime geçiyorum; dikişler yamuk oluyor, ip bitiyor bir de üstüne makine bozuluyor. Bir saatlik iş oluyor sana beş saat. Teslim ediyorum üstüne mırın kırın ediyor, hadi öyle olsun, deyip dükkanı terk ediyor. Onunla birlikte evham da dükkandan buharlaşıp gidiyor. Bir elhamdülillah diyorum.
İlk dersi hemen zihnime not alıyorum. O ise vakit kaybetmeden ikinci derse geçiyor.
Ama Halime ablayı tanımanı çok isterim. Şimdi gelmez genelde sabahları uğrar. Onun da yan sokakta tuhafiye dükkanı var. Bazı sabahlar uğrar ufak bir şey alır, parayı bırakırken siftah benden olsun, der başka dükkana geçer. Onların da siftahını bırakıp kendi dükkanın kapısını Bismillah diyerek açar. Sonra bir teyzemiz var, devamlı konuştuğundan adını soramadım. Arada bir uğrar, zorla adama iyilik yaptırır. Bir iki perde beğenir, bizim oradaki komşunun çok ihtiyacı var, hayrınız olsun, der sana vicdan azabı çektirir. İki üç defa tamam dedim, tabi hayrımız olsun dedim ama Ahmet abi sonu bir türlü gelmedi. Memleketin tüm ihtiyaç sahipleri bu teyzeyi buluyor, bu teyze de beni buluyor. En son kayışı kopardım. Teyze dedim sen o ihtiyaç sahiplerine söyle buraya uğrasınlar, ben bizzat beğendiklerini kendi elimle hediye ederim. Yok dedi tabi aman efendim işleri varmış, gelemezlermiş, utanıyorlarmış, istemek kolay mıymış, Allah kimseyi düşürmesinmiş diye bir sürü bahaneyi önüme yığdı. Ben bu sefer kararlıyım, kendileri gelsin dedim yoksa vermem diye direttim. Tamam, dedi. Ne yapacağını bilmez bir halde dükkanı terk etti. Bir ay geçti ne teyze var ortalıkta ne de ihtiyaç sahipleri.
İkinci ve üçüncü dersi blok yapıyor. Tanıdık ya cömert davranıyor.
Hani bana desen abi bu zamana kadar en çok kim seni etkiledi, diye Emine teyze derim herhalde. Yağmurlu bir günde pazar arabasıyla içeri girdi. Günlerden çarşambaydı pazara çıkmışken dükkana da uğramış. Kusura bakma evladım, ortalık biraz battı, dedi mahcup bir sesle. Estağfurullah, dedim sonra hallederiz. Salona bir perde diktireceğim ama eski bir model, deyip nasıl bir model istediğini tüm ayrıntılarıyla anlattı. Can kulağıyla dinledim, ne demek istediğini de anladım lakin zor bir modeldi, dikebileceğimi sanmıyordum. Ona da söyledim. Yaparsın, dedi. Perdeyi heba etmeyelim, karşıdaki perde dükkanı yıllardır var, onlar daha iyi dikerler, dedim. Olmaz, dedi. Karışık ve zor bir model, dedim. Dikersin, dedi. Çattık dedim nerden çıktı bu teyze. Neyse yaşlıdır, gönlünü kırmayayım dedim. Uğraşırım, yapabilirsem yaparım dedim. Yaparsın, dedi yine. Hemen perdeyi kestim, bir sorun çıkmadı. Dikişe geçince işin rengi değişti. Bir türlü yapamadım. Telefonunu almıştım, aradım. Yapamadığımı söyledim. Evladım yaparsın, ben sana inanıyorum, dedi. Ne dediysem ikna edemedim, benden inatçı çıktı. Tekrar bir deneyeyim dedim. Ne yaptıysam olmadı. Aradım tekrar, yapamadığımı söyledim. Yaparsın dedi. Teyze hem perdeye hem zamanıma hem de emeklerime yazık olacak, dedim. Merak etme hiçbiri israf olmayacak, yapacaksın biliyorum. Başına geçtim yine Allah ne verdiyse diktim. Bir de baktım ki Allah’ın izniyle yapmışım. Aradım tekrar, yarın gelip alırım, dedi. Yüzünde bir tebessümle içeri girdi. Demek evlat her şey çabayla oluyor, dedi. Perdeyi alıp parasını fazlasıyla verdi. Fazlasını uzatınca senin emeğin dedi.
Dördüncü ders çok yoğundu, eve gidince bir tekrar şarttı. Öğle arası yan dükkanda tavuk pilav ısmarladı. Bir güzel yedik, bereket versin. Tekrar işin başına geçti, arada müşteriler geliyor. Kalkıp içeri buyur ediyor, bir güzel ilgileniyor. Yalan söylemiyor, perde kırışıyorsa çok kırışır diyor. İkinci kaliteyse birinci kaliteyi gösteriyor. Ne fazlasını alıyor ne de fazlasında gözü kalıyor. Hakka girmemek için kılı kırk yarıyor. O an anlıyorum o nasıl benim öğretmenim oluyorsa gelen her müşteri de onun öğretmeni oluyor. O da benim gibi defteri açık bir şekilde eğitime kaldığı yerden devam ediyor.
Ödevlerimi not alıp paydos ziliyle Alvin Perde ’den çıkıyorum. Belki burası küçük bir dükkan herkes fark edip de uğramaz ama ben uğramadan asla geçmem. Eee sahibi de tanıdık.
Yorum Yazın